Vampirizm Fan Site
Hey yabancı! üye oluıp aramıza katılmaya ne dersin???


Vampir Sevenlerin Buluşma Noktası - Vampire Clup
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bilim Açısından Vampirlik ve Türklerdeki vampir inanışları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rakshasa

avatar

Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 11/07/12
Yaş : 27

MesajKonu: Bilim Açısından Vampirlik ve Türklerdeki vampir inanışları   Çarş. Tem. 11, 2012 12:38 pm



California Devlet Üniversitesi araştırmacılarından kimya profesörü Wayne Tikkanen’in yaptığı araştırmaya göre vampirliğin asıl sebebinin Porfiria hastalığı olduğu tespit edilmiştir. 1700’lü yıllarda hastalık hakkında bilgisi olmayan Avrupalılar, hastaları vampir olarak niteleyerek lanetlemekteydiler. Bir çeşit kan zehirlenmesi olan Porfirya hastalığının ilerlemesiyle derinin kızılötesi ışınlara karşı zayıfladığı ve bu nedenle karardığını açıklayan Tikkanen, “Hastada anormal kıllanma görülür. Dudaklar kuruyup çekildiği için dişler ortaya çıkar. Hasta çok acı çeker. Sonunda çıldırır.” diyerek hastalığı açıklamıştır. Bu hastaların derilerinin hassaslığı nedeniyle sadece geceleri çıkabildiklerini ve tedavi amacıylada hayvan kanı içtiklerini belirten Tikkanen “Hikayelerde vampirlerin neden gece dışarı çıkıp kan içtiklerinin yanıtı işte bu.” demiştir.

Ancak diğer bilimsel kaynaklar, porfiria hastalığının vampir efsanesini doğuruğu iddiasına şüpheyle yaklaşmaktadır. Porfiria hastalığı ve vampirlik Türkçe

Hastalıkla anlatılan efsaneler arasındaki bazı uyuşmazlıklar vardır. Öncelikle portifia'nın bir çok çeşidi bulunmaktadır va bunlardan sadece en az rastlananı deri bozukluklarına yol açmaktadır. Ki bu bozukluklar sadece diş etinin çekilmesi değildir,yüz derisinde çatlamalar, burnun veya parmakların düşmesi gibi belirtiler de vardır. Orta çağda mezarlıklarından çıkarılan kişilerin bu kadar aşırı görüntü bozukluklarına sahip olduklarından bahsedilmemiştir. Ayrıca bu güne kadar kayıtlı olan 200 hastalık vakası vardır, ki bu da böylesine büyük bir efsaneye yol açabilecek büyüklükte bir sayı değildir.

Vampirlerin gün ışığına çıkamadıkları ilk defa roman yazarları tarafından söylenmiştir. Oysa 18 ve 19 yy. vampirlerine gündüzleri de rastlandığına dair söylentiler vardır. Ayrıca Drakula her ne kadar bembeyaz bir cilde sahipse de, balkanlarda "al yanaklı" tasvir edilen vampir efsaneleri vardır. Queen Of The Damned filmindeki Akasha esmerdir.

İnsan vücudu, sindirim sistemine giren her besini en küçük yapı taşına ayırıp, bundan kendi moleküllerini yapar.Portifia hastalarının ihtiyaç duyulan o karmaşık molekülü kan içerek sağlayamaz. Ayrıca sarmısakta portifinın etkilerini arttıracak maddelerin varlığı kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Orta çağda daha yaygın olan bir hastalığın daha bu inanışların kaynağı olabileceği düşünülmektedir. Bu hastalıkta kişi uzun bir süreliğine bayılır. Bilinci yerindedir ancak vücudunu kontrol edememektedir. Bir süre sonra hasta, büyük ihtimalle bir tabutta, ayılır/uyanır. Bu hastalık nadir de olsa günümüzde de görülmektedir. Discovery Channel'da bir kadın, üç defa morga da uyandığını anlatmıştır.

Belki de bu mitin açıklamasını bu kadar uzakta aramaya gerek yoktur. Anahtarın efsanelerin ana kahramanları ölüler olma olasılığı da vardır.Ölülerin cildi zaten daha soluk olur. Basınçtan dolayı genelde ağzın kenarlarında patlayan damarlar, insanlara ölünün kan emdiği izlenimini verir. Ölümden sonra saçlar ve tırnaklar uzamaya bir süre daha devam eder, bu da kişinin hala yaşıyor sanılmasına neden olur.

Türklerdeki vampir inanışları

Türk folklorunda sık karşılaşılmasa da Batı’nın literatürlerine girmiş kayıtlar mevcuttur (Vampir-cadı bağlantısı ve kriminoloji kayıtlarına girmiş olan 1970’li yıllarda Cihangir vampiri gibi olaylar da yaşanmıştır)

1884’te Budapeşte Üniversitesi öğretim üyelerinden ve şarkiyat akademisinin kurucusu Profesör Arminius Vambery, özyaşamsal kitabı “Arminius Vambery : Yaşamı ve Maceraları”nda Türkler'deki bazı vampir inanışlarına da değinmektedir. Macar dilinin köklerini araştırmak amacı ile Orta Asya’ya kadar derviş kılığında yolculuk eden Vambery’e göre: “ Osmanlılar’da yaygın bir inanışa göre vampirler ağaç kovuklarında gizlenirler ve oralarda avlanırlarmış. Ele geçirilen vampirler kelleleri kesildikten sonra bir çuvala konup denize atılırmış.”

“Cadılar hortlayan ölülerdir” diye açıklar Prof. Pertev Naili Boratav ve ekler “Çokluk kadınların cadı olduğuna inanılır , ama erkeklerden de cadılaşanların bulunduğuna kanıt belgeler vardır. Türk geleneğindeki cadı aşağı yukarı Batı inanışlarındaki vampiri karşılar . Cadılar mezardaki taze ölüleri çıkartıp ciğerlerini yerlermiş. Bir Rumeli anlatmasından öğrendiğimize göre eskiden cadıları zararsız hale sokan uzman cadıcılar olurmuş.”

Borotav’ın vurguladığı cadı vampir ilişkisini ve cadıcıları kanıtlayan ilginç bir belgeyi Mehmet Seyda sunmaktadır: Aşağıdaki yazı 1833 yılında Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 69. sayısında yayınlanmıştır:

“Tırnovada cadılar türedi . Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahireye dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır. Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu: “Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. İslimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek” dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu”

Tırnova kadısının naklettiği olay türün literatürüne uygun bir vampir olayıdır. Arada küçük farkları olsa da klasik cadıcılık yöntemlerini izlemektedir. Örneğin kazık göbeğe değilde kalbin hizasına çakılır yürekleri kaynatmak kadar cesetlerin kellelerini uçurmak da geleneğe göre etkin bir çaredir. Bu tür asılsız söylentilerin halkı disiplinsiz yeniçerilere karşı harekete geçirmek için ortaya atıldığı sanılmaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
kanlikontesss

avatar

Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 01/01/14
Yaş : 18
Nerden : Karanlık Dünya

Karakter Sayfası
Karakterin Adı:
Özel Yetenek: Yok!
Statü: İnsan

MesajKonu: Geri: Bilim Açısından Vampirlik ve Türklerdeki vampir inanışları   Ptsi Mayıs 19, 2014 4:07 am

Genel Vampir İmajı

Gün geçtikçe globalleşmekte olan dünyamızda artık yavaş yavaş insanların durumlara verdikleri tepki,aşk tanımları,ihtiyaçları ve inançları da televizyon,sinema ve internet aracılığıyla diğer insanlardan farksız hale gelmeye başladı.Nasıl ki bir Amerikalı gencinin “out going” terimi bir flört başlangıcıysa,”çıkmak” kelimesi de bir Türk genci için aynı anlama gelmeye başladı.Televizyon dizileri ve sinemanında etkileri yadsınamaz.Çinlisinden Kanadalısına milyonlarca insan Lost’la yatıp Lost’la kalktı,Frodo’nun yüzüğü yok ettiği sahnede aynı zafer duygusunu yaşadı.Ha birde kültür emperyalizmini unutmamak lazım:)



Kültürlerde bu değişimden nasibini almakta.Bram Stoker’ın Dracula adlı romanının meşhur olamsıyla beraber her vampirin siyah pelerin kuşanıp,Transilvanya dağlarını mesken tutması fenomeni tüm dünyaya yayılmış ve her edebiyat vampiri (bilhassa Ravenloft serisinin ünlü Strahd von Zarovich’i gibi) bu özelliklere sahip olarak çıkmıştı.Vampir imajı efsane ve kültürlere göre değişiklik gösterirken sinema sayesinde genel bir imaja oturdu.Belli bir yıla kadar sinemadaki vampirler Max Schrek’in Nosferatu rolüne benzer bir şekilde uzun kollu,uzun boylu,gulyabani tipli olarak gösterilirken daha sonra gotik ve karizmatik olarak gösterildi.(Şimdi ki moda filinta misali,seksi ve metroseksüel Drakula imajı.)Dönemlerine göre vampir imajını değiştirdiği için Drakula vampirlerin efendisi sayıldı belkide kim bilir?(Kendi imajını yaratan Anne Rice’ın Lestat’ı hariç tabi…)

Yalnız efsaneler ve söylenceler hatta yeni söylenceler vampir efsanelerinin temel noktalarının hala aynı kaldığını gösterdi.Bu çağda vampir söylencesi olur mu derseniz Romanya’da 2003 senesinde Petre Toma adlı kişinin vefat etmesine rağmen mezarından çıkarılarak kalbine kazık çakılması olayını ve Sırp diktatörü Miloseviç’in mezarına kazık çakılması olayını,gene 2003 yılında Malavi’de ortaya atılan vampir rahipler söylentisi üzerine ülkede çıkan isyanı incelemenizi söylerim.Günümüzde nasıl bir çoğumuz cinlerden çekinip onlardan “tersayak”,”üç harfli”,”333″ gibi lakaplarla bahsediyorsak,bugün pek çok yerde vampir yerine “şey”,”ne olduğunu bilirsin sen”, gibi adlarla anıldığı bilinir.(Şimdi cinlerle vampirlerin ne alakası var diyebilirsiniz ama çok alakası olduğunu yazıyı okudukça göreceksiniz.)

Bu efsanelerde ortak noktalar şunlardır:

1-Ölünün dirilip canlıların kanını içmek istemesi,

2-Mezarları açıldığında cesetlerinin çürümemiş olması ve kanlarının pıhtılaşmamış olması,

3-Dirilenlerin katiller,intihar edenler ve vahşi bir şekilde katledinlerden olması,yada Türk inançlarında görüldüğü üzere mezarlarının üzerinden hayvan atlaması veya uçması.(Konuyla ilgili olarak Dudley Wright’ın “Vampires and Vampirism” adlı eseri incelenebilir.)

Genel imaj budur ama kültürlere göre faklılık gösteren inanışlar vardır.Misal Arnavutluk’ta vampir olduğuna inanılan kişinin kafası kesilerek bacaklarının arasına konulur ama Bulgaristan’da kalp yerinden çıkarılıp haşlanılır.Doğu Avrupa’nın köylerinden,Afrika’nın yarı ilkel ülkelerine bu inanış farklı boyutlarda görülebiliyorsa Türk İnanışlarında neden görülmesin?
Genel Vampir İmajı

Gün geçtikçe globalleşmekte olan dünyamızda artık yavaş yavaş insanların durumlara verdikleri tepki,aşk tanımları,ihtiyaçları ve inançları da televizyon,sinema ve internet aracılığıyla diğer insanlardan farksız hale gelmeye başladı.Nasıl ki bir Amerikalı gencinin “out going” terimi bir flört başlangıcıysa,”çıkmak” kelimesi de bir Türk genci için aynı anlama gelmeye başladı.Televizyon dizileri ve sinemanında etkileri yadsınamaz.Çinlisinden Kanadalısına milyonlarca insan Lost’la yatıp Lost’la kalktı,Frodo’nun yüzüğü yok ettiği sahnede aynı zafer duygusunu yaşadı.Ha birde kültür emperyalizmini unutmamak lazım:)



Kültürlerde bu değişimden nasibini almakta.Bram Stoker’ın Dracula adlı romanının meşhur olamsıyla beraber her vampirin siyah pelerin kuşanıp,Transilvanya dağlarını mesken tutması fenomeni tüm dünyaya yayılmış ve her edebiyat vampiri (bilhassa Ravenloft serisinin ünlü Strahd von Zarovich’i gibi) bu özelliklere sahip olarak çıkmıştı.Vampir imajı efsane ve kültürlere göre değişiklik gösterirken sinema sayesinde genel bir imaja oturdu.Belli bir yıla kadar sinemadaki vampirler Max Schrek’in Nosferatu rolüne benzer bir şekilde uzun kollu,uzun boylu,gulyabani tipli olarak gösterilirken daha sonra gotik ve karizmatik olarak gösterildi.(Şimdi ki moda filinta misali,seksi ve metroseksüel Drakula imajı.)Dönemlerine göre vampir imajını değiştirdiği için Drakula vampirlerin efendisi sayıldı belkide kim bilir?(Kendi imajını yaratan Anne Rice’ın Lestat’ı hariç tabi…)

Yalnız efsaneler ve söylenceler hatta yeni söylenceler vampir efsanelerinin temel noktalarının hala aynı kaldığını gösterdi.Bu çağda vampir söylencesi olur mu derseniz Romanya’da 2003 senesinde Petre Toma adlı kişinin vefat etmesine rağmen mezarından çıkarılarak kalbine kazık çakılması olayını ve Sırp diktatörü Miloseviç’in mezarına kazık çakılması olayını,gene 2003 yılında Malavi’de ortaya atılan vampir rahipler söylentisi üzerine ülkede çıkan isyanı incelemenizi söylerim.Günümüzde nasıl bir çoğumuz cinlerden çekinip onlardan “tersayak”,”üç harfli”,”333″ gibi lakaplarla bahsediyorsak,bugün pek çok yerde vampir yerine “şey”,”ne olduğunu bilirsin sen”, gibi adlarla anıldığı bilinir.(Şimdi cinlerle vampirlerin ne alakası var diyebilirsiniz ama çok alakası olduğunu yazıyı okudukça göreceksiniz.)

Bu efsanelerde ortak noktalar şunlardır:

1-Ölünün dirilip canlıların kanını içmek istemesi,

2-Mezarları açıldığında cesetlerinin çürümemiş olması ve kanlarının pıhtılaşmamış olması,

3-Dirilenlerin katiller,intihar edenler ve vahşi bir şekilde katledinlerden olması,yada Türk inançlarında görüldüğü üzere mezarlarının üzerinden hayvan atlaması veya uçması.(Konuyla ilgili olarak Dudley Wright’ın “Vampires and Vampirism” adlı eseri incelenebilir.)

Genel imaj budur ama kültürlere göre faklılık gösteren inanışlar vardır.Misal Arnavutluk’ta vampir olduğuna inanılan kişinin kafası kesilerek bacaklarının arasına konulur ama Bulgaristan’da kalp yerinden çıkarılıp haşlanılır.Doğu Avrupa’nın köylerinden,Afrika’nın yarı ilkel ülkelerine bu inanış farklı boyutlarda görülebiliyorsa Türk İnanışlarında neden görülmesin?

Bilim Açısından Vampirlik


California Devlet Üniversitesi araştırmacılarından kimya profesörü Wayne Tikkanen’in yaptığı araştırmaya göre vampirliğin asıl sebebinin Porfiria hastalığı olduğu tespit edilmiştir. 1700’lü yıllarda hastalık hakkında bilgisi olmayan Avrupalılar, hastaları vampir olarak niteleyerek lanetlemekteydiler. Bir çeşit kan zehirlenmesi olan Porfirya hastalığının ilerlemesiyle derinin kızılötesi ışınlara karşı zayıfladığı ve bu nedenle karardığını açıklayan Tikkanen, “Hastada anormal kıllanma görülür. Dudaklar kuruyup çekildiği için dişler ortaya çıkar. Hasta çok acı çeker. Sonunda çıldırır.” diyerek hastalığı açıklamıştır. Bu hastaların derilerinin hassaslığı nedeniyle sadece geceleri çıkabildiklerini ve tedavi amacıylada hayvan kanı içtiklerini belirten Tikkanen “Hikayelerde vampirlerin neden gece dışarı çıkıp kan içtiklerinin yanıtı işte bu.” demiştir. Ancak diğer bilimsel kaynaklar, porfiria hastalığının vampir efsanesini doğuruğu iddiasına şüpheyle yaklaşmaktadır. Porfiria hastalığı ve vampirlik Türkçe Hastalıkla anlatılan efsaneler arasındaki bazı uyuşmazlıklar vardır. Öncelikle portifia'nın bir çok çeşidi bulunmaktadır va bunlardan sadece en az rastlananı deri bozukluklarına yol açmaktadır. Ki bu bozukluklar sadece diş etinin çekilmesi değildir,yüz derisinde çatlamalar, burnun veya parmakların düşmesi gibi belirtiler de vardır. Orta çağda mezarlıklarından çıkarılan kişilerin bu kadar aşırı görüntü bozukluklarına sahip olduklarından bahsedilmemiştir. Ayrıca bu güne kadar kayıtlı olan 200 hastalık vakası vardır, ki bu da böylesine büyük bir efsaneye yol açabilecek büyüklükte bir sayı değildir. Vampirlerin gün ışığına çıkamadıkları ilk defa roman yazarları tarafından söylenmiştir. Oysa 18 ve 19 yy. vampirlerine gündüzleri de rastlandığına dair söylentiler vardır. Ayrıca Drakula her ne kadar bembeyaz bir cilde sahipse de, balkanlarda "al yanaklı" tasvir edilen vampir efsaneleri vardır. Queen Of The Damned filmindeki Akasha esmerdir. İnsan vücudu, sindirim sistemine giren her besini en küçük yapı taşına ayırıp, bundan kendi moleküllerini yapar.Portifia hastalarının ihtiyaç duyulan o karmaşık molekülü kan içerek sağlayamaz. Ayrıca sarmısakta portifinın etkilerini arttıracak maddelerin varlığı kesin olarak kanıtlanamamıştır. Orta çağda daha yaygın olan bir hastalığın daha bu inanışların kaynağı olabileceği düşünülmektedir. Bu hastalıkta kişi uzun bir süreliğine bayılır. Bilinci yerindedir ancak vücudunu kontrol edememektedir. Bir süre sonra hasta, büyük ihtimalle bir tabutta, ayılır/uyanır. Bu hastalık nadir de olsa günümüzde de görülmektedir. Discovery Channel'da bir kadın, üç defa morga da uyandığını anlatmıştır. Belki de bu mitin açıklamasını bu kadar uzakta aramaya gerek yoktur. Anahtarın efsanelerin ana kahramanları ölüler olma olasılığı da vardır.Ölülerin cildi zaten daha soluk olur. Basınçtan dolayı genelde ağzın kenarlarında patlayan damarlar, insanlara ölünün kan emdiği izlenimini verir. Ölümden sonra derinin çekilmesiyle saçlar ve tırnaklar uzamaya devam edermiş gibi görünür , bu da kişinin hala yaşıyor sanılmasına neden olur.

Yani bilim açısından vc17 ile ilgili değilde porfiria hastalığı ile ilgili...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bilim Açısından Vampirlik ve Türklerdeki vampir inanışları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» paradız vıdeoyarısmasından kazandıgım 3000 kredıgı istiyorum...
» Forum Sayfasından Hariç Site sayfası ekleme [gel iceri bi bak yardım et]
» Kayıt Olanlara Nasıl Kişileştirlmiş Profil Alanından Zorunlu Tutabiliriz?
» Resim Listesi Arasından Bir Resim Çıkmıyor :(
» Sağlık Açısından Tupperware

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Vampirizm Fan Site :: MİSTİK :: Vampir Efsaneleri-
Buraya geçin: